erzurumsevdalisi.sitemynet.com
DADAŞIN ANA SAYFASI ERZURUM TARİHİ VE KÜLTÜRÜ ERZURUMDA KÜLTÜREL GİYİM ERZURUMUN DAMAK TADI ERZURUM LEHÇESİ VE ŞİİRLERİ AŞIKLIK GELENEĞi AŞIK NUSRET SUMMANİOĞLU ERZURUM FOTO ALBÜMÜ iZ BIRAKANLAR ERZURUM FIKRALARI VE DEDİKODULAR İSLAMİYET GÜZEL MENKIBELER SiZLERDEN GELENLER ERMENİ SOYKIRIMI ÖNERDİĞİM SİTELER

ERZURUM TARİHİ VE KÜLTÜRÜ

turkey.gif

İLÇELER

AŞKALE, ÇAT, HINIS, HORASAN, ILICA, İSPİR, KARAÇOBAN, KARAYAZI, KÖPRÜKÖY, NARMAN, OLTU, OLUR, PASİNLER, PAZARYOLU,ŞENKAYA, TEKMAN,TORTUM, UZUNDERE

İL KİMLİĞİ

Yüz Ölçümü : 25.086Km2
Dünyanın 2000 metrelik plato üzerinde kurulu 200bini aşkın sayılı şehirlerinden olan
Erzurum'un yerleşim birimlerinin %61'i yüksek kesimlerde yer almaktadır. Genel nüfusun %55'i erkek,%45'i ise kadındır. İlin kapladığı alan 25066 Km2,nüfus yoğunluğu ise 35'tir.
Merkez dahil 19 ilçesi bulunmaktadır. Erzurum "Azzi", "Erzen"(Darı), "Arze" ve bilhassa Müslüman Arapların "Erzenu'r Rûm" (Erzen-i Rum) ismiyle anılan aynı bölgedeki eski ve tarihi bir şehirden gelir. Türkler Erzurum adını vermişlerdir.Trafik plaka numarası 25'tir.

00001.gif

Erzurum çevresinde yapılmış olan arkeolojik kazılar sonucunda, bölgenin çok eski tarihlerden beri iskan edildiği anlaşılmaktadır. Erzurum'un batısına düşen Hamam Deresi mevkiindeki Kerem, Gürcü Boğazındaki Kelevurt ve Dumlu Dağlarının eteğinde bulunan Umudum Köyü'nün güneyindeki Kalor Mağaralarının, ilk tarihi devirlerde yerlaşim alanı olarak kullanıldıklarına dair bulgular vardır. Ayrıca , Erzurum Ovası'nın muhtelif yerlerinde yapılan tarihi kazılarda, bölgenin yerleşim tarihinin M.Ö. 4000 yılına kadar uzandığı tesbit edilmiştir.

9 kasım 1877 sabahı Aziziye'de boğaz boğaza yapılan muharebede, Venk deresine can atanlardan başka yakalanan Rusların hepsi öldürüldü ve askerin yanında 400 şehit ve yaralı veren Kara Fatma, Hürmüz, Nene Hatun ve Name gibi dört kadın ve gelini ile savaşan Erzurum halkı da Aziziye davasında ün aldı.

9 kasım 1877'de Aziziye ve öteki Erzurum tabyalarında 600 Türk askeri şehit ve yaralı olup, Rusların zayiatı 1300 kadardı.


Türk Ansiklopedisi
Cilt XV - Fasikul 118
Sayfa : 377
Milli Eğitim Basımevi
Ankara - 1970

Türk Ansiklopedisi
Cilt XV - Fasikul 118
Sayfa : 377
Milli Eğitim Basımevi
Ankara - 1970

Erzurum'un bilinen ilk adı Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II.Theodosios' a (408-450) izafe edilen Theodosiopolis' ti, şimdiki Erzurum' un yerinde kurulmuştu. IV. asır sonuna doğru Roma imparatorluğu sınırları içine alınmış ve 415 tarihinde Theodosios' un emriyle Şark Orduları Kumandanı Anatolius tarafından kurulmuştur. Urfa'lı Mateos' a göre bu şehir Garin mıntıkasında Fırat'ın kaynağına yakın bir yerde bulunuyordu. Belazurî. bölgeye hakim olan Ermenyakos'un ölümü üzerine yerine geçen Kali adlı karısı tarafından kurulduğu için Araplarda Kalikala (Kali' nin ihsanı) adını vermişlerdir. Belazuri Kalîkala' yı dördüncü Ermeniyye şehirleri arasında sayar ve Ermeniyye şehirlerinden biri olarak kabul eder. X. asır İslam coğrafyacıları Kalikala şehri hakkında bize malumat vererek, doğuda ev eşyasının en önemlisi sayılan Kali (halı)nın burada yapıldığım ve adını bu şehirden almış olduğunu kaydetmektedirler. Hudud alalam' ın yazarı bu şehrin müstahkem bir kalesi bulunduğunu ve her taraftan gelen gazilerin burayı nöbet tutarak koruduklarım Ve şehirde tüccarların çok olduğunu bildirmektedir. Bugünkü Erzurum adı ise, Erzen' in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine ahalisinin Theodosiopolis' e (Kalikala=Karin) göç etmelerine müteakip bu şehre Erzen ve Türk hâkimiyetinin ilk safhalarında bu adın sonuna, Meyyafarikin (Silvan) ile Siirt arasındaki Erzen' den ayırmak ve Anadolu'ya ait olduğunu belirtmek üzere Rum kelimesi ilave edilerek, Erzen al-Rum denilmesinden kaynaklanmıştır. Selçuklular tarafından Erzurum'da basılmış paraların üzerinde şehrin adı Arzan al-Rum şeklinde yazılmıştır.

Yaklaşık 2000 m. yükseklikte bir tepe üzerinde inşa edilmiş olan iç kale 5. yüzyılda Roma İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılmıştır. Son zamanlara kadar Türkler tarafından kışla olarak kullanılmıştır. Kale Mescidi ve saat kulesi Türk mimarlığının ilk örnekleri olmaları bakımından önem taşırlar. Tepsi Minare olarak da adlandırılan kule Ortaçağ'larda gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı mimarisinin Barok Çağında saat kulesine çevrilmiştir. 1124-1132 yılları arasında hüküm süren Abu'l Muzafferüddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Tek büyük bir kubbe ile örtülen mescid geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşır.

Osmanli Hükümeti
Icisleri Bakanlığı
Emniyet Genel Müdürlüğü
Ozel Kalemi: 409
sifre
Mutlaka yerine getirilecektir.
Van Valisi Cevdet Bey'e
Bitlis Valisi Mustafa Abdulhalik Bey'e
Van gölü etrafında ve özellikle Van vilayetince bilinen yerlerdeki Ermeniler isyan ve ihtilal için daimi birer ocak halinde bulunduklarından bunların bulundukları yerlerden alınarak güneye doğru sevk edilerek oralara yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Bu kararın derhal yerine getirilmesi için valiliklere mümkün olan her türlü yardım, 3.üncü ve 4.üncü Ordu Komutanlığına bildirilmiştir.

Esasen faydalı neticeler verecek su teşebbüsün Van'la beraber Erzurum'un güneyinden Bitlis merkezine bağlı ünemli kazalara ve özellikle Mus, Sason ve Talori civarini da kapsayacak ve buralarda tatbik edilerek gerekli tedbirler ordu komutanıyla görüşülerek Erzurum Valisi Tahsin Bey tarafından yerine getirilmesi kabul edilmiştir. Bu konu kendisine yazılmış olmasına ragmen bizzat Erzurum'la haberleşerek, yukarıda zikredilen konu için icap eden tedbirler alınarak çabuklaştırılacak ve düzenli bir şekilde tatbik edilecektir. şifre kopyasının telgrafhaneden alınması.
Bakan
Fi 26 Nisan 1331
(9 Mayis 1915)
BOA.DH.sFR, nr. 52/282


ko.jpg

ERZURUMUN TARİHİ



Bugünkü Erzurum şehrinin bulunduğu yerde, daha önce tarihin çeşitli dönemlerinde Karin, Karna, Garin, Kornoi, Kalai ve Karnak şeklinde isimlendirilen bir şehir bulunduğu bilinmektedir. Yine aynı tarih dönemlerinde Erzurum Ovasının batı bölümünde Erzen, Erzeron isimli bir şehrin var olduğu tarihi kaynaklarla sabittir.
Bizanas İmparatorlarından II. Teodosious (M.S. 408-450) zamanında Erzurum Ovasını doğudan gelen İran saldırılarından korumak amacıyla, Karin şehrine hakim bir tepe üzerinde bir kale inşa edilmiş olup, kale içindeki şehre de imparatorun adına izafeten Teodosiopolisi adı verilmiştir. Bugünkü Erzurum şehrinin yerinde kurulmuş olan Karin (sonradan Teodosiopolis ) ile Erzurum Ovasının batı bölümündeki Erzen şehri iki ayrı şehirdir.


Bizans kaynaklarında Teodosipolis olarak geçen şehre, Araplar Kalikala adını vermişlerdir. Kalikala Arapçada Kalinin ihsanı anlamına gelmektedir. Arap tarihçilerden Belazuri (ölümü 892) ye göre, şehir bu adını kurucusundan almıştır. Bizans döneminde bölgeyi ele geçiren bir beyin karısı olan Kali, bir şehir yaptırmış ve şehre de Kalikala adını vermiştir. Araplar bu isim kendilerine göre Kalikala şehrinde kullanmışlardır.
M.S.1048 &de Doğu Anadoluyu fethetmek üzere Bizans topraklarına giren Selçuklu Türkleri , Yinal oğlu İbrahim Bey komutasında, ovanın batısında ki Erzen (Arze) i zaptetmişlerdir. Erzen&in bu kuşatmada bi harabe halini almasından sonra, geride kalanlar bugünkü Erzurum şehrinin bulunduğu yerdeki Kalikalaya sığınmışlar ve şehre de Erzen adı vermişlerdir. Saldırılar sonucunda harap olmuş asıl Erzen şehrine ise Türkler , Kara Erzen demişlerdir. Bu isim zamanla halk dilinde Kara Arza, Kara Arz ve nihayet Karaz şeklinde söylene gelmiştir.
Erzurum&la ilgili muhtelif tarihi metinlerde, kitabelerde ve basılan paralarda Erzi-i Rum, Erzen-ir Rum , Arz-ı Rum isimleri kullanılmıştır. Erzurum adı bu isimlerin halk dilinde kullanılmasına göre şekil almış ve günümüze kadar gelmiştir.


BİZANS DÖNEMİNDE ERZURUM

Roma İmparatorluğunun M.S. de ikiye ayrılması sonucunda kurulan Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, Erzurum ve çevresi bu İmparatorluğun egemenliği altına girmiş, ancak Doğu Roma egemenliği sürekli olamamıştır.M.S. 395’ den VII. yüzyılın sonlarına kadar bölge üzerinde Bizans ile Sasani Devletinin mücadeleleri olmuştur.
M.S. 408 - 450 yılları arasında Bizans İmparatoru olan ikinci Teodosious zamanında, Erzurum ve çevresi işgal edilmiş ve İmparatorun komutanlarından Anatolius tarafından bugünkü Erzurum şehrinin bulunduğu yerde bir tepe üzerine, bugünkü Erzurum kalesi inşa ettirilmiştir.O zamana kadar Kalikala olarak adlandırılanErzurum şehri, bu tarihten sonra İmparatorun adına izafeten Teodosiopolis şeklinde isimlendirilmiştir.
Şehir ve çevresi 504 yılında İran’ dan gelen Sasanilerin eline geçmiş, ancak kanlı çarpışmalardan sonra, Bizanslılar şehri tekrar geri almışlardır.


SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE ERZURUM

Selçukluların bölgede ilk olarak belirmeleri XXI. Yüzyılın başlarına rastlar. Bizans yönetiminin yöre halkına iyi davranmaması nedeniyle bozulan idari ve siyasi ortam, Selçukluları küçük topluluklar halinde bölgenin muhtelif kesimlerine yerleşmelerine imkan sağlamıştır.
Selçuklular tarafından Erzurum ve çevresine yöneltilen ilk askeri hareket 1048 yılında gerçekleştirilmiştir. Büyük Selçuklu Sultanı tarfından Erzurum ve çevresini fethetmekle görevlendirilen Azerbaycan valisi İbrahim Yınal ve Gence valisi Kutalmış Beyler, Eleşkirt üzerinden Pasinler ovasına inmiş ve oradan Erzurum üzerine yürüyerek, Erzurum kalesini kuşatmışlardır. Ancak, kuşatmanın uzun süreceğini gördüklerinden Erzurum Ovası& nın batı bölümünde yer alan zengin Erzen şehrine yönelmişlerdir. 6 gün süren bir kuşatmadan sonra Erzen Selçuklu ordusu tarafından ele geçirilmiştir.Erzen halkı, Teodosiopolis olarak isimlendirilen bugünkü Erzurum şehri kalesine sığınmak zorunda kalmıştır. Erzen şehri bu kuşatmadan sora yıkılıp yakılmış ve bir kez daha imar edilmeyerek harabe şehir halini almıştır.Bu yıkımdan sonra şehre Kara Erzen denilmeye başlanmıştır.Bu sözcük, halk dilinde zamanla Karaz şeklinde telaffuz edilegelmiştir.
Selçukluların Erzurum üzerine düzenledikleri ikinci büyük sefer, 1054 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey tarafından gerçekleştirilmiştir.Ordusuyla Pasinler Ovasına geçen Tuğrul Bey, Erzurum’a gelmiş ancak Erzurum kalesinin surlarını aşamayacağını anlayarak kuşatmadan vazgeçmiştir.Bu tarihten, Anadolu nun kapılarını Türklere açan ve Doğu Anadolu da kesin Türk hakimiyetini getiren günlerin müjdecisi olan Malazgirt zaferine kadar, Selçuklular tarafından Erzurum üzerine askeri bir sefer düzenlenmemiştir.
1071 Malazgirt zaferinden sonra, Erzurum ve çevresi büyük Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından Ebul Kasıma verilmiştir.Ebul Kasım ,Melik Danişment Ahmet Gazi ve Emir Mengücek gibi, Doğu Anadolu&nun fethi için Büyük Selçuklu Sultanı tarafından görevlendirilen ve yaralı hizmetleri olan bir Selçuklu komutanı idi. Erzurumda kurulacak ve sonradan Eb- ul Kasım ın torunlarından birisi olan Saltuk Beyin adı ile anılacak olan beyliğin kurucusu olan Ebul Kasım, yörenin Selçuklu egemenliğine girmesi yönünde büyük çabalarda bulunmuştur. Merkezi Erzurum olan Saltukoğulları Beyliğinin sınırları içine zamanla Bayburt , İspir, Koçmaz, Micingert, Oltu ve Tercan gibi önemli kale ve yerleşim yerleri dahil edilmiştir.


İLHANLILAR DÖNEMİNDE ERZURUM

Erzurumun tam olarak İlhanlı hakimiyeti altına girmesi,Gazan Mahmut Han zamanında ( 1304 - 1317 ) rastlar.Gazan Han’ dan sonra başa geçen Olcaytu Han zamanında, Erzurum şehri büyük ölçüde imar edilmiştir. Bu döneminde yine bir çok tarihi eser inşa ettirildi. Olcaytu Han’ dan sonra başa geçen Ebu Said Bahadır Han zamanında, Erzurumun yönetimi Sultanın veziri Emir Çobanın oğlu Timurtaş a verildi.Emir Çobanla İlhanlı Sultanının arası bozulunca, Bahadır Han, İrencin Noyan adlı komutanını Erzurum üzerine gönderdi, bu durumdan korkan Timurtaş Mısır a kaçtı. Erzurumun yönetimi de sonradan Eretna Bey e verildi. 50 yıl kadar Eretna Beyleri tarafından yönetilen Erzurum ve 1385 yılında Karakoyunlu Beyi Kara Mehmed in eline geçti.

KARAKOYUNLULAR VE AKKOYUNLULAR DÖNEMİNDE ERZURUM

Karakoyunlu egemenliği uzun sürmedi.1387 de, Timur Kara-Koyunlu egemenliğine son verdi.Erzurum a vali olarak torunu Gıyaseddin Sagar ı tayin etti.Bu sırada şehirde yönetime karşı başkaldırılar süregeldiğinden, Timur 1400 de tekrar Erzurum a geldi.Yönetime karşı çıkan halkın bir kısmını kılıçtan geçirdi. Timur un ölümünden sonra ( 1404), Erzurum şehri, Karakoyunlular ve Akkoyunlularla, Timur un oğlu Şahruh arasındaki kanlı çarpışmalara sahne oldu. Bu dönemde şehir önemli ölçüde tahrip edildi.
Doğudan gelen istilacıların Anadolu ya girişte karşılaştıkları en önemli askeri üs olma özelliğine sahip Erzurum’ un, Anadolu tarihinin en kanlı ve kargaşalarla dolu bu yüzyılında birkaç kez daha yağmaya uğradığı, tahrip edildiği ve halkının kılıçtan geçirildiği bilinmektedir.Bu saldırılar şu şekilde özetlenebilir.
1421 de Timur un oğlu Şahruh, Erzurum ve çevresini zaptetti, ve kaleyi kuşattı, ancak şehri alamayarak geri döndü.
1434 de Karakoyunlularla olan mücadelelerinde Şahruh’ u destekleyen Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman, Erzurum u kuşattı ve ele geçirdi.
1435 de bu kez Karakoyunlu hükümdarı İskender Bey in eline geçti.
1458 ve 1466 da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Gürcistan seferi sırasında Erzurum dan geçti, 1468 yılında ise şehre hakim oldu.

OSMANLI DÖNEMİNDE ERZURUM

Erzurum ve çevresinin Safevi Devletinin etki alanı içinde kalması sadece 15 yıl sürdü.Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden dönüşte Kars ve Pasinler üzerinden Erzurum a geldi ve şehir çevresi 1517 yılında Osmanlı topraklarına katıldı. Yüzyıllar boyunca şehrin kaderine hakim olan kargaşa, yerini Osmanlı Devletinin, huzur ve sükun dolu yönetimine terk etmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Erzurum kalesi tahkim edildi ve şehir baştan başa imar edildi.Kanuni nin birincisi 1534, ikincisi 1548 yıllarında İran üzerine düzenlediği seferlerde, Erzurum şehri, Osmanlı ordusuna önemli bir askeri üs vazifesi gördü.
Kanuni, İran seferinden dönüşte (1535) Dulkadirli Mehmed Hanı Erzurum Beylerbeyliğine tayin etti.Erzurum şehri ise o dönemde beylerbeyliğine bağlı bir sancak durumundaydı. Erzurum Beylerbeyliğinin sınırları, kuzeyde Doğu Karadeniz Dağlarından Ordudaki Bolaman Deresine batıda Reşadiye, Zara, Koçhisar ve Kemaha, güneyde Pülümür, Kiğı ve Malazgirt e doğuda Tahir Geçidi ve Pasin Ovasına kadar uzanan bölgeleri içine almaktaydı.Erzurum Sancağı da 10 nahiyeden müteşekkildi.Bunlar, Erzurum Merkezi, Karaz, Geçik, Tekman, Karaş kali, Aşkale, Serçeme, Cinis, Çermeli ve Ovacık nahiyeleriydi.
Kanuni Sultan Süleyman ın ikinci İran seferinde (1548)beylerbeyliğinin sınırları daha da büyütüldü ve kuzeydeki Gürcü kalıntıları ortadan kaldırıldı.1552 yılında şehir İranlılar tarafından ele geçirilmek istendi, Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki beylerbeyi ordusunun yenilmesine rağmen, Erzurum kalesi İranlılara teslim edilmedi.Artan İran baskıları karşısında Kanuni Sultan Süleyman 1553 yılında İran üzerine yeni bir sefer düzenledi, sefer dönüşü (1554) Erzuruma gelerek şehrin yıkılan kalesini tamir ettirdi.


MİLLİ MÜCADELEDE ERZURUM

Anadolu'nun hiçbir yerinde I. Dünya Savaşı'nın dehşeti Erzurum'daki kadar görülmemiştir. Harp, göç, katliamlar, tifüs gibi çeşitli felaketler her şeyi yok etmişti.
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi' nin imzalanmasıyla bölgede yeni bir durum ortaya çıkmış, mütarekenin 7 ve 24. maddeleri Erzurum halkını büyük bir telaş ve kuşkuya sevk etmiştir. Bu maddeler Vilayet-İ Şarkıye' yi adeta Ermenilere peşkeş çekiyordu. Doğu Anadolu'da Ermenilerin büyük Haycsdan (Ermenistan) idealleri karşısında Erzurum insanı kendi üzerine düşen milli görevi yerine getirerek, 10 Mart 1919'da Vilayet-i Şarkıye-i Müdataa-i Hukuk-u milliye Cemiyeti' nin bir şubesini Erzurum' da açtı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA ERZURUM'DA

İstanbul Hükümeti, İtilaf Devletleri'nin baskıları sonucu, Anadolu'da asayişi sağlamak amacıyla ordu müfettişlikleri teşkil etli. Bu tasarı gereğince. Doğu Anadolu' da ki 9. Ordu Müfettişliğine Mustafa Kemal Paşa tayin edildi. Mustafa Kemal Paşa' ya verilen talimata göre, Trabzon, Erzurum, Sivas, Van Vilayetleriyle Erzincan ve Canik müstakil livalarına gereken emirleri verebileceklerdir. Mustafa Kemal Paşa' ya verilen bu geniş talimattan da anlaşılacağı üzere, O' nun görevi yalnızca Samsun ve havalisindeki asayişsizliğe son vermenin ötesinde idi. Anadolu' ya ayak basar basmaz yapmaya başladığı işlerde bunu ortaya koymaktadır.
Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919'da Erzurum'a geldi, ilk karşılama merasimi Erzurum'un batısında on yedi kilometre uzaklıktaki Ilıca' da yapıldı.
Mustafa Kemal Paşa Erzurum'a gelişinin ertesi günü 4 Temmuz'da Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni ziyaret etti.
Mustafa Kemal Paşa, 5 Temmuz 1919'da yakın arkadaşları ile bir toplantı yaptı. Toplantıya Karabekir Paşa, Rauf Bey, Eski Vali Münir Süreyya, Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım Beyler katılmışlardı. Toplantıda bulunanlar, Mustafa Kemal Paşa' ya sonuna kadar yardım edeceklerine, onu lider olarak kabul ettiklerine dair söz verdiler.


ERZURUM KONGRESİ
(23 TEMMUZ - 7AĞUSTOS 1919)
Erzurum Kongresi, I. Dünya Savaşı’nın uğursuzluğunu acımasız maddeleri ile tamamlayan Mondros Mütarekesinin (30 Ekim 1918) uygulanmaya başlandığı tarihlere rastlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğunun imzalamak zorunda kaldığı mütarekenin 24. Maddesi: Vilâyat-ı Sittede karışıklık çıktığı takdirde, bu vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza ederler şeklinde düzenlenmişti. Söz konusu vilâyetler: Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas vilâyetleridir ve mütareke belgesinin İngilizce olan metninde bu vilâyetler Ermeni Vilâyetleri olarak ifade edilmiştir. Bu durum, öteden beri varlığı hissedilen Ermeni tehlikesini tekrar gündeme getirmiş ve meseleye yönelik duyarlılık ilk olarak kendini, İstanbulda, Vilâyat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetinin kurulmasıyla göstermiştir.(Aralık 1918) Daha sonra Mart 1919da Erzurumda bu cemiyetin bir şubesinin açılmasıyla beraber bölgedeki teşkilatlanmanın öncülüğü yapılmış, bundan sonra Erzurum, Milli Mücadelenin temellerinin atıldığı önemli merkezlerden biri haline gelmiştir. Şehrin Ermenilere verileceği söylentileri bir panik havası yaratmış, bu ortamda halk cemiyete sıkı sıkıya bağlanıp bölgenin ve vatanın kurtuluşu için çare yolları aramaya başlamıştır.
Bu süreç içerisinde toplanan Erzurum Kongresi, savaşlar, antlaşmalar ve mücadelelerle uzayıp gelen tarih zincirinin önemli bir halkasını oluşturmuştur.

Kongrenin ilk günü yapılan oylama ile Mustafa Kemal Paşa, Kongre başkanı seçilmiştir. 23 Temmuzda başlayıp, 7 Ağustosa kadar süren kongrede alınan kararlar şu şekilde özetlenebilir:

1- Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür ayrılık kabul edilemez;
2- İşgal ve müdahaleler sonucu Osmanlı Devletinin dağılması halinde millet tek vücut olarak yurdunu savunacaktır;
3- Vatanın bağımsızlığını korumaya İstanbul Hükümetinin gücü yetmediği takdirde, geçici bir hükümet kurulacaktır.
4- Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir;
5- Kongre toplantıda değilse bunu Heyet-i Temsiliye üstlenecektir;
6- Kuvâ-yı Miliyeyi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır;
7- Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez;
8- Manda ve himaye kabul edilemez; Milli Meclisin hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır





000020.gif

ÖNEMLİ YERLER

Fidanlık, Uzunoluk ve Horasan Fidanlığı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Ilıca Kaplıcası, Dumlu Ilıcası, Pasinler Çermiği ve Madensuyu, Tortum Çağlayanı, Erzurum, Aşkale, Cinis, Pırtın, Hınıs, Toprakkale, Kalecik, İspir, Oltu, Avnik, Bardız (Gaziler), Tortum, Ağca, Azort, Üngüzel, Hasankale ve Van Kaleleri, Kotarus (Citharizon) Kenti ve Kilisesi, Erzurum, Hınıs ve Pasinler Ulucamileri, Hatuniye Medresesi olarak da bilinen Çifte Minareli Medrese ile Yakutiye, Ahmediye, Kurşunlu, Pervizoğlu, Şeyhler ve Kadıoğlu Medreseleri, Erzurum ve İspir Kale Mescitleri, Tepsi Minare (Saat Kulesi), Lala Paşa, Murad Paşa, Gülcü Kapısı (Ali Ağa), Boyahane, Caferiye, Kurşunlu (Feyziye), Pervizoğlu, Derviş Ağa, Gümrük, Bakırcı, Narmanlı, İbrahim Paşa, Şeyhler, Cennetzade, Topal Çavuş, Çarşı (Tuğrul Şah), Arslan Paşa, Sivaslı, Süleyman Han ve Bardız Camileri, Emir Saltuk (Melik Gazi), Karanlık, Gümüşlü, Cimcime Sultan, Rabia Hatun, Mehdi Abbas (Emir Şeyh), Evreni, Söylemez Ana, Söylemez Baba, Mısri Zinnun, Ferruh Hatun, Gülperi Hatun Kümbetleri, Taşhan (Rüstem Paşa) Kervansarayı, Gümrük, Cennetzade, Kamburoğlu ve Hacı Bekir Hanları, Boyahane, Lala Paşa, Kırk Çeşme, Murad Paşa ve Saray Hamamları, Çobandede, Derviş Ağa ve Küpeli Köprüleri, Erzurum Arkeoloji, Çifte Minareli Medrese ve Erzurum Kongresi Müzeleri.



YAKUTİYE MEDRESESi
Cumhuriyet caddesi üzerinde bulunan ve ilhanlılar döneminden kalan Yakutiye Medresesi 1310 yılında Sultan Gazan ve Horasanlı Bulga Hatun'un yardımlarıyla Hoca Cemaleddin Yakut tarafından yaptırılmıştır.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE
Tebrizkapı semti'ndeki bu şaheserin ismi, çeşitli kaynaklarda Hand Hatun, Hande Hatun, Eski Medrese olarakta geçmektedir.Çifte Minareli Medrese'nin İlhanlı Hükümdarı Keyhato'nun karısı Hand Hatun tarafından 13.yüzyılın son çeyreği ile 14.yüzyılın ilk on yılları arasında, Yakutiye Medresesinden önce yaptırıldığı tahmin edilmektedir.Minarelerindeki muhteşem çinileri ve duvarlarındaki çeşitli taş kabartmalarıyla günümüze kadar ulaşan tarihi medrese, şimdilerde Yakutiye Belediyesi'ne devredilmiştir.



LALAPAŞA CAMİİ
Erzurum'daki sayılı Osmanlı eserlerinden olan Lalapaşa Cami'ni ünlü Mimar Sinan'ın Beylerbeyi Lala Mustafapaşa adına 1562 yılında yaptığı söylenmektedir

SAAT KULESİ
İç Kale Mescidi'ne minare olarak yaptırılan Saat Kulesi, Tepsi Minare veya Kule diye adlandırılmaktadır.Şehre hakim bir tepe üzerinde kurulu bulunan Erzurum Kalesi'nin surlarındaki Saat Kulesi, her taraftan çok rahatlıkla görülebilmektedir.Yaklaşık 21 metre yuksekliğindeki kulenin birde saat yerleştirilmiş ahşap bölümü bulunmaktadır.Ne yazık ki, orjinal saat sökülerek götürülmüş, bu arada bazı kitabelerde tahrip edilmiştir.1102 yılında yaptırıldığı kesin blli olan Saat Kulasi'nin mevcut kitabelerinde şu yazılar okunmaktadır:
"-İkbal dininin ışığı, İslamın Kutbu, devletin yardımcısı, milletin zahiri, meliklerin arkası ve emirlerin güneşi Ebül Muzaffer Gazi İnanç Biygu Tuğrul içindir."

ÜÇ KÜMBETLER
Saltukoğulları devrinden kalan bu eserlerin iki önemli özelliği vardır. Birincisi, bu eserlerin Anadolu'da yapılmış ilk eserlerden (belki de ilki) olmasıdır.İkinci önemli özelliği ise üç eserinde birbirinden farklı mimari yapıya sahip olmalarıdır.Büyük olan Emir Saltuk Kümbeti'nin mimari açıdan dünya üzerinde bir benzeri daha yoktur.
Emir Saltuk Kumbeti'nin 13.yüzyıl sonu veya 14.yüzyıl başlarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir.Diğer iki kümbetin ise kimler tarafından ne zaman yaptırıldığı tespit edilememiştir.
Bu kümbetlerin dışında Erzurum'un çeşitli semtlerinde Karanlık, Gümüşlü, Cimcime Sultan ve Rabia Hatun kümbetleride bulunmaktadır.

RÜSTEMPAŞA BEDESTENİ (TAŞHAN)
Mumtazam kesme taştan yapılmış olan Rüstem Paşa Bedesteni, iki katlıdır.Kanunu Sultan Süleyman'ın Sadrazamı Rüstempaşa tarafından yaptırılmış olan bedesten 1970 yılında restore edilmiştir.Menderes Caddesi üzerinde bulunan ve halk arasında Taşhan diye adlandırılan bedestenin üst katlarında Oltu taşı işlemecileri faaliyet göstermektedir.Alt katlarında ise, çeşitli iş yerleri bulunmaktadır.Erzurum'da Rüstempaşa Bedesteni'nin dışında Gümrük Hanı, Cennetzede Hanı, Kamburoğlu Hanı, Hacı Bekir Hanı bulunmaktadır.

AZİZİYE ANITI
Erzurum'un 10 km kuzeydoğusunda Top dağında, Aziziye Tabyası önündedir. 1877' de Ruslara karşı yapılan savaşın anısına 1952 de dikilmiştir. Anitta Aziziye şehitlerinin anisini canlandıran kabartmalar vardır. Bu anıtın arkasında 1877 Rus savasında bir erkek gibi savaşan Türk kadını Nene Hatun'un mezarı bulunur.

CAMİİ VE TÜRBELER
Erzurum, yenisiyle, eskisiyle bir camiler ve türbeler şehridir.Hemen her sentte birkaç camie, ya da türbeye rastlamak mümkün.
Kentin en büyuk camisi Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Ulucami'dir.1179 yılında Saltuklu Hükümdarı Nasrettin Muhammed tarafındanj yaptırıldığı sanılan cami, 1629, 1787, 1860 ve 1965 yıllarında onarımdan geçmiştir.
Erzurum'daki diğer tarihi camiler şöyle sıralanır:


Muratpaşa Camii (1573)
Gürcükapı Camii (1608)
Boyahane Camii (1621)
Caferiye camii (1645)
Kurşunluoğlu Camii (1700)
Pervizoğlu Camii (1716)
Dervişağa camii (1717)
Gümrük Camii (1718)
Bakırcı Camii (1720)
Narmanlı Camii (1738)
İbrahimpaşa Camii (1748)
Şeyhler Camii (1771)
Cennetzade Camii (1785)

Camilerin dışında Erzurum'un Türbe mevkiinde Abdurrahman Gazi, Tebrizkapı Semti'nde Ebe İshak, Taşmağazalar'da Habip Baba, Tuzcu Köy'ünde Hacı Haşıl türbeleri ziyaret edilebilir.




55.gif

ERZURUM

Tarihin ilk dönemlerinden beri bir yerleşim yeri olan Erzurum, günümüzde de Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük kentlerinden birisidir. Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, İskitler, Medler, Persler,Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler, gibi çok çeşitli kavimler ve milletler tarafından zapt ve idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar Türkiye Cumhuriyetinin Kurulduğu 1923 yılına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. Erzurum ve çevresine hakim olan büyük şahsiyetler arasında Büyük İskender ve Timur'u sayabiliriz. Bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu coğrafi yapısı ile yakından ilgilidir. Zira şehir Doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarında Batının süper güçlerine karşı girişilen mukavemet hareketi Atatürk'ün liderliğinde Erzurum'da başlamıştır. Atatürk milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı kongreyi 23 Temmuz'da burada toplamıştır. Şehirde Yukarıda bahsedilen kavim ve milletlere ait bir çok tarihi eser bulunmaktadır. Bunların bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehrimize doğal güzellik katan bu eserlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

Coğarafi Konumu:

Anadolu'da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki tek büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. Yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan geçen İpek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür. Türkiye'nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer Baharları yağışlı , yazları sıcak ve kurak geçer , kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derece'dir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derece'dir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık 8 derce'nin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem %60.3 dür. İlin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 848.201 dir. Şehir ve banliyölerinde oturan nüfus 362 bin civarındadır. Arazinin %20 si tarıma elverişlidir. Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Erzurum'un jeolojik yapısından dolayı bölgede bir çok kaplıca mevcuttur. Bu kaplıcalardan en önemlileri Ilıca (15 km) Hasankale (38 km) ve Soğukçermik (60 km) kaplıcalarıdır. Bu kaplıcalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadın hastalıkları tedavisi için tavsiye edilmektedir. Bu kaplıca merkezlerinde konaklamak için otellerde mevcuttur.

Erzurum El Sanatları / Oltu taşı

Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan Oltu Taşı (kehribar) Erzurum'a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşyalar imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni'dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

TARİHİ ESERLER

YAKUTİYE MEDRESESİ
Kenti gezmeye başlamak için doğru bir nokta. Kentin turistik açıdan ilginç yerlerinin çoğu ya Cumhuriyet Caddesi üzerinde ya da civarında. Yazın oldukça hareketlenen, yeşil park ya da Yakutiye Çay Bahçesi'nin içindeki Yakutiye Medresesi, işlemeli girişi ve çinili minaresiyle kentin en güzel yapısı. Özellikle içinde, orta kubbesinin taş işçiliği görmeye değer. Burası, Anadolu'daki kapalı avlulu medreselerin son örneklerinden. 1310'da İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu zamanında, Gazan Han ve Bolugan Hatun adına, Vali Cemalettin Hoca Yakut tarafından yaptırılmış. Oda girişlerinde, geometrik ve bitkisel süslerle işlenmiş rozetler bulunuyor. Medresenin girişinde, dönemin özelliklerini yansıtan geometrik ve bitkisel motifli bordürler, ayrıca kapının iki yanında da, Çifte Minareli Medrese'de olduğu gibi, kartal, hayat ağacı ve arslan figürlü panolar var. Sırlı tuğlalarla işlenen minarenin şerefesinden yukarısı yıkık. Bugün medrese, Türk- İslam Eserleri ve Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılıyor. Sergilenenler arasında; Osmanlı kadın giysileri ve süs eşyaları, oltu taşından takılar, Osmanlı savaş aletleri, erkek takı ve keyif eşyaları, bakır eserler, ehramların dokunduğu bir tezgah, el yazması eserler, derviş eşyaları, Selçuklu seramikleri ve sikke koleksiyonu var. (Pazartesi ve Çarşamba hariç, her gün 08.00- 12.00 ve 13.00- 17.00 arası açık. 0442 235 19 64)

LALA MUSTAFA PAŞA CAMİİ
Medresenin yakınındaki türbe Hoca Yakut için yapılmış ancak hiç kullanılmamış. Kentin merkezinde kurulan külliyedeki saray ve mektep yapıları yıkılınca, geriye sadece cami ve hamam kalmış. Türbenin hemen arkasında, Erzurum Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan cami var. Özellikle dikkat çeken bir cami değil. Bu avlusuz caminin, Mimar Sinan tarafından yapıldığı söyleniyor. Cuma namazı sırasında ve her zaman seyyar satıcılarla, kentin en canlı bölgelerinden biri.

ULU CAMİ
Cumhuriyet Caddesi'ndeki dükkanları geçip, 300 metre kadar doğuya doğru ilerleyince, kentin en eski camilerinden Ulu Cami'ye varılır. Ulu Cami, farklı... Avlusu ve merkezi bir kubbesi yok, minaresini görmezseniz, dışarıdan kale gibi duran taş yapı, ancak içeri girince fark ediliyor. Bugün nerede olduğu bilinmeyen bir kitabeye göre, 1179'da Saltuklu emirlerinden, Nasirüddin Muhammed tarafından yaptırılmış. Kemerler etkileyici. Çarpıcı olan bir şey daha, mihrabın olduğu yerdeki, içiçe geçmeli, ‘‘kırlangıç örtüsü’’, ahşap kubbe. Orta kubbe ise taştan ve mukarnas denilen petekli bir yapıda. O devre ait bütün camiler gibi, Ulu Cami'de de onlarca sütunun taşıdığı tonozlar var. Cami, yedi bölüm ve 28 taş ayak üzerinde duruyor. Taşların Horasan'dan getirtildiği ve padişahın üç ayrı mezhebin gönüllerini almak için aynı cami içinde üç ayrı mihrap yaptırdığı söyleniyor. Sıradışı ahşap kubbenin olduğu yerde yine alışılmadık iki yuvarlak pencere var. Rus Savaşı'nda ambar olarak kullanılan kesme taş caminin sütunlarında hálá kurşun izleri duruyor.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE
Ulu Cami'nin hemen yanında, Erzurum'da, en çok turist çeken Çifte Minareli Medrese var. Anadolu'nun en büyük medresesi ve eğitim kurumu olarak tasarlanan yapının en çarpıcı özelliği, aynı zamanda ismini de aldığı, ancak artık yıkılmış şerefelerine kadar yükselebilen, sırlı tuğla ve tuğlayla örülü, otuz metre yüksekliğindeki iki kule- minaresi... Medresenin üzerinde yapım tarihiyle ilgili herhangi bir kitabe bulunmamış. Ancak genel kanı, 1253'te Selçuklu Sultanı Aláeddin Keykubat'ın kızı Hüdavent Hatun tarafından, Sivas'taki Gök Medrese'nin bir benzeri ve yaşıtı olarak yaptırılmış olduğu. İki katlı medresenin avlusunun sonunda, yapıya girer girmez karşınıza çıkan sıradışı silindir şeklindeki kümbetin altındaki yeraltı odasında, Hüdavent Hatun'un türbesi var. Çifte Minareli Medrese'nin, döneminin en büyük ve cesur din okulu olması hedeflenmiş ancak Moğol istilası sonucu yapı tam olarak bitirilememiş. Örneğin, medresenin giriş kapısının sağında görülen, İslam'dan çok göçer hayata ve şamanizme dair motifleriyle Orta Asya Türk inancının izlerini taşıyan çift başlı kartal, hayat ağacı ve ejderlerden oluşan kabartmanın, soldaki benzer panoda, belirgin bir şekilde yarım kalmış olması, bunun bir göstergesi.

ÜÇ KÜMBETLER
Çifte Minareli Medrese ile Ulu Camii arasındaki sokaktan girip, medresenin arkasından da görünen Hüdavent Hatun'un kümbetini geçince, bir sol, bir sağ, sizi yürüme mesafesinde olan, küçük bir parkın içindeki Üç Kümbetler'e çıkarır. Bu üç kümbetten en eski ve çarpıcı olanı, Saltuklu Devleti'nin kurucusu Emir Saltuk'a ait ve 12. yüzyıldan kalma. Başınızı, tamamıyla kesme taştan yapılan Emir Saltuk'un mezar anıtının kubbesine doğru kaldırırsanız, kasnaklarındaki nişlere işlenmiş olan Türk- Çin takvimi hayvanlarından bazılarını görebilirsiniz.

ERZURUM KALESİ & TEPSİ MİNARE
Çifte Minareli Medrese'den, Cumhuriyet Caddesi'nin karşı tarafına geçince, hemen o noktadaki dar geçit, son derece sempatik bir mekán olan Hacı Dayı'nın Yeri Kebapçısı'yla, bir halıcı dükkanından geçerek, şehrin en eski evlerinin olduğu mahalleye varır. Roma İmparatoru II. Theodosius'un, 5. yüzyılda inşasına başlattığı kale de burada. Yaklaşık iki bin metre yükseklikteki bir tepe üzerine inşa edilen Erzurum Kalesi'nin bir İç Kale'si ve bunu çevreleyen bir Dış Kale'si var. Bugün artık Dış Kale'nin surları fazlasıyla yıkılmış, dört yöne açılan kapılardan geriye sadece isimleri kalmış. Yine de hálá, kapı isimleriyle anılan adresler var; Tebriz Kapısı, Erzincan Kapısı, Gürcü Kapısı, sonradan açılan İstanbul Kapı ve Yeni Kapı.

Son zamanlarına kadar Türkler tarafından kışla olarak kullanılan kalenin içinde, bugün sadece üzeri kümbet tarzı bir kubbeyle örtülmüş bir mescit ve ona bağlı minaresi var. Şerefesi yıkılan minare, bugün artık bağımsız bir Saat Kulesi olarak görülüyor. Tepsi Minare olarak da adlandırılan Saat Kulesi, ortaçağlarda gözetleme kulesi olarak kullanılmış ve Osmanlı mimarisinin Barok çağında saat kulesine çevrilmiş. Kulenin tırmanılabilinen üst kısmının, bir Rus işgali sırasında Ruslar tarafından eklendiği de söyleniyor. 65 basamak ve dik bir ahşap merdivenle, Saat Kulesi'nin en tepesine çıkmak mümkün. Her ne kadar artık kale, Erzurum'un en yüksek noktası değilse de, kenti, dağları ve ovanın ihtişamını seyretmek için en uygun yer burası. (Kale her gün, 08.00- 16.30 arası açık)

RÜSTEM PAŞA BEDESTENİ (TAŞHAN)
Cumhuriyet Caddesi'nden Menderes Caddesi'ne inerken, Kanuni Sultan Süleyman'ın veziri Rüstem Paşa tarafından, 16. yüzyıl ortalarında yaptırılan Rüstem Paşa Bedesteni var. Erzurum, zenginliğini büyük ölçüde kıtalararası ticaret yollarının üzerinde olmasına borçluydu. Hatta 19. yüzyılda, mal yüklü tam 40 bin deve, her yıl buradan geçerdi. Bugün bedestenin en önemli geçim kaynağı Oltu Taşı. Erzurum'un 150 kilometre kuzeydoğusundaki Oltu'dan çıkarılan taş, yumuşak ve kolay işlenebiliyor. Yumuşak olmasına rağmen yıpranmıyor ve vücut elektriğini aldığına inanılıyor. Taşhan, akşamları 20.00'ye kadar açık.

ARKEOLOJİ MÜZESİ
Havuzbaşı'nın ve TRT binasının yakınında, kentin Arkeoloji Müzesi var. Müzede, Urartu ve Transkafkasya kültürü çanak ve çömlekleri, Roma ve Helenistik cam eşya ve mücevherleri, Van ve Pasinler kazılarından çıkanlar sergileniyor. Ayrıca, Erzurum- Dumlu- Yeşilyayla Köyü toplu mezar kazılarından, 1980'lerde çıkarılanlar da bu müzede. (Pazartesi hariç, her gün 08.00- 12.00 ile 13.00- 17.00 arası açık. 0442 233 04 14)

ATATÜRK EVİ
Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıkışından sonra, kongre için Erzurum'a geldiğinde, Hüseyin Rauf Bey ve diğer arkadaşlarıyla, 9 Temmuz 1919'dan Kongre sonuna kadar, 52 gün bu konakta kalmış ve Erzurum Kongresi çalışmalarını buradan yürütmüştü. Bugün müze olarak kullanılan evde, Atatürk'ün Erzurum ile ilgili söylediği sözler, Erzurum Kongresi kararları, Atatürk'ün el yazısıyla 10. Yıl Nutku, Milli Mücadele yıllarında Atatürk'ün tebliğ, beyan ve emirlerinin basıldığı matbaa makinesi, toplantı salonları ve Atatürk'ün yatak odası görülebilir. (Pazartesi hariç, her gün 08.00- 12.00 ile 13.00- 17.00 arası açık. 0442 234 20 37)

KONGRE BİNASI
23 Temmuz 1919'da başlayan Erzurum Kongresi bu binada yapılmıştı. İlk olarak bina, 1867'de inşa edildi ve okul olarak kullanıldı. I. Dünya Savaşı'nda yangın geçirdi ve ardından onarıldı. Bina 1925'te yeni baştan yapıldı.

ERZURUM TABYALARI
Kente doğu, kuzey ve güneyden gelecek Rus saldırılarını önlemek için inşa edilen tabyalar, 19. yüzyıl savunma yapılarıydı. Doğudaki Mecidiye ve Aziziye tabyaları, 93 Harbi'nin (1877- 78 Osmanlı- Rus Savaşı) gerçekleştiği alanlar.



sterne.gif

oltu_tasi.jpg

oltutasi.jpg

Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan Oltu Taşı (kehribar) Erzurum'a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşyalar imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni'dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

sterne.gif

sterne.gif



erzurum_gif.gif

erzurum_dada_im.jpg

erzurum_son_2.jpg

erzurum_son_1.jpg

Erzurum Şehri'nin tarih boyunca
aldığı isimler :

1 - Karanilis/Karanitide/Garin/Karin-Kalak-Karun-Kalak (Yunan, Bizans, Roma kaynaklarında, Ermeni ve Gürcü tarihlerinde)
2 - Theodosiopolis (Bizans Dönemi)
3 - Kali-Kala (k) (Kali/Han-Şehri) (İslam kaynaklarında).
4 - Arzan/Arzen/Artze (Şimdiki "Karaarz/Karaz"yerinde) (Selçuklu fethi sırasında).
5 - Erzen - Rum / Erzen-ir-rüm ve Erzurum (Selçuklu, İlhanlı, Akkoyunlu, Osmanlı çağlarında).

bar.jpg

000020.gif


ÇOBANDEDE ZİYARETİ EFSANESİ
Erzurum'un Dumlu bucağının Köse Mehmet köyü sınırları içindedir. Kendi adını taşıyan dağların kuzeye bakan yamacında bulunmaktadır. Dumlu'da yöre halkından olup 99 yaşında olduğunu söyleyen Haydar Abact'nın anlattığına göre:
Çobandede ziyaretine çoklukla niyet tutanlar giderlermiş. Ziyarete gelenler ziyaret yanındaki sudan abdest alıp iki rekat namaz kılarlar ve kurban keserlerse dilekleri her neyse kısa zamanda gerçekleşirmiş. Kurak yıllarda köylüler yağmur duası için burayı tercih ediyorlarmış. Ziyaretin Efsanesi: Dumlulu 70 yaşındaki Mehmet Doğan Çobandede ziyaretinin efsanesini şu şekilde anlatmaktadır.
Çok eski zamanlarda bu yerlerde çobanlık yapan birinin sürüsüne bir ejderha musallat olur. Her gün birkaç koyunu yemek: suretiyle giderek sürüyü azaltır. Ejderha ile başa çıkamayacağını anlayan çoban Allah'a niyazda bulunarak söyle der: "Allah'ım, ejderhayı taş kes! Koçumu sana kurban edeyimim. Çobanın dileği kabul olunur ve ejderha hemen taş kesilir. Fakat çoban sözünde durmayarak koçunu kesmeyi ihmal eder. Bunun üzerine çoban sürüsü ile birlikte taş kesilir. Şu anda çobana, ejderhaya ve koyunlara benzeyen taşlar bir arada bulunmaktadırlar. Çoban tas kesilmeden önce değneğini ziyaret yerindeki suyun kenarına dikmiştir. Sonradan bu değnek yeşererek kavak olur. Kök salması ile de diğer kavaklar yetişmiştir.

isil.gif

DOĞAL VE TURİSTİK YERLER


Çermikler (Hasankale Kaplıcaları)

Pasinler Kalesinin güneyinde Hasankale çayının iki yanında birbirlerinden yaklaşık 50 m uzaklıkta yanyana iki ılıca bulunmaktadır Güneyindekine "Büyük Çermik" kuzeydekine "Küçük Çermik" denilmektedir.

Büyük Çermik

Kitabesine göre 1565 yılında Dulkadiroğullarından Şah Bey tarafından yaptırılmış olan yapının içinde şifalı soğuk su kaynağı bulunmakta olup üzeri 14.50 m çapında bir kubbeyle örtülüdür. 1749 yılında Sultan 1. Murad tarafından onartılarak eklemeler yapılmıştır.

Küçük Çermik

Büyük Çermik' in 50 m. kadar kuzeyinde Hasankale çayının diğer kıyısındadır. Ortasındaki 1.5 m. derinlikteki havuzu örten 8 m. boyutlarında kubbeli bir mekân bulunmaktadır. Küçük Çermik' i Şah Bey' in kardeşi Mirza Ali’ nin yaptırdığı kabul edilmektedir.

Ilıca Kaplıcaları

Selçuklular tarafından yaptırılan kaplıca, 1965 yılında İller Bankası tararından tekrar inşa edilmiş, banyo kısımları ve havuz önlerine hamam eklenmiştir.

Müze

1942 yılında Çifte Minareli Medrese' de faaliyete geçen Erzurum Müzesi, 1967 yılında yeni binasına taşınmıştır. Bugüne kadar çeşitli yollarla çevreden toplanan arkeolojik ve etnoğrafik eserlerle oluşturulmuştur.
Arkeolojik eserlerin çoğunu Karaz, Pulur ve Güzelova buluntuları teşkil eder. Burada Taş Çağı aletleri. Tunç çağı çanak çömlekleri, kutsal ocakları, bahalar, Urartu kapları, madeni levhalar ve Klasik, Roma, Bizans çağlarına ait küçük buluntular yer alır.
Etnoğrafik eserler salonunda, değerli altın, gümüş eserler, kemerler, başlıklar, yüzükler, bilezikler, giyim eşyaları, yazma kitaplar, sikkeler vb. görmek mümkündür.

Palandöken Kayak Tesisleri

Uluslararası Kayak Federasyonunca dünyanın ikinci büyük kayak merkezi olarak nitelendirilen Palandöken dağındaki 6.5 km.'lik profesyonel kayak merkezi yılın 180 günü (Kasım' dan Haziran' a kadar) kayak yapma imkânı tanımaktadır.
İlk olarak Kiremitlik mevkiindeki bir salon, bir atlama trampleni, küçük bir de kayak eviyle faaliyete geçen kayak tesisleri, zamanla bu ihtiyaca cevap veremeyince pist ve tesisler Hınıs boğazına doğru genişletilmiştir.

Tortum Şelâlesi

Bu doğu harikası, Erzurum ilinin 103 km. kuzeyinde, Tortum gülünün kuzey kenarındadır. Çağlayan da dahil, bu çevrede çok yüksek bir su sporları (rafting) ve dağ sporları (kamping) turizmi potansiyeli vardır. 48.5 m. den dökülen çağlayanın heybeti, görkemli bir doğa manzarası sergilemekledir.






ERZURUMLU NENE HATUN



Takvimler 7 Kasım 1877yi gösteriyordu.
Nene Hatun üç yıl önce evlenmişti. Henüz yirmisindeydi ve üç aylık bebeği vardı. On beş gün önce, köyleri Rus askerleri tarafından işgal edilince, ailesiyle Erzuruma gelmişti. Türk ordusu uzunca bir zamandır birçok cephede çarpışıyordu. Doğu cephesinde de savaş bütün hızıyla devam ediyordu. Aslında Gazi Ahmet Muhtar Pasa şimdiye kadar düşmanın işini çoktan bitirecekti; ama hesapta olmayan bir düşman daha vardı. Yıllarca bu topraklarda birlikte yaşadığımız Ermenilerden bir kısmi şimdi çeteler hâlinde geziyor, baskınlar yapıyor, mâsum insanları -hem de çoluk çocuk demeden- katlediyordu. Daha dün sabah, yakınlardaki bir köyde çeteler tarafından ağaca çivilenen bebeğin hikâyesini dinlemişti. Allahım bu nasıl bir vahşetti, bunu yapanların hiç mi vicdani yoktu! Nene Hatun, asırlarca birlik ve beraberlik içinde yaşadıkları bu insanlardan bazılarının bugün niçin bu derece canavarlaştıklarını zaman zaman düşünüyor; fakat ikna edici bir cevap bulamıyordu. Bu çeteler yüzünden eli silâh tutan herkes cepheye gidemiyor, mâsumlar katledilmesin diye köylerde nöbet tutuluyordu.

Kerpiçten yapılma iki odalı evlerinin küçük odasında şafağın sökmesini bekleyen Nene Hatun, bir yandan sobanın yanı başındaki beşiğinde uyuyan bebeğini sallıyor, diğer yandan da mum ışığında sağ elindeki Mushafı okumaya devam ediyordu.
Birçok yakını cephedeydi. Uzun zamandır hiç birinden haber alamamıştı. Dün kuşluk vakti ağabeyini getirmişlerdi. Vücudunda boğaz boğaza çarpışmanın sebep olduğu çok derin süngü yaraları vardı. Âdeta damarlarında kan kalmamıştı. Ve bir-iki saat sonra Nene Hatunun kollarında ruhunu teslim etti. Nene Hatun, kutlu bir yolda canını veren ve şehadet şerbetini içerek sonsuzluğa uçan ağabeyinin vücuduna sarılıp ağladı, ağladı, ağladı... Şehitlerin ardından ağlanmaz diye engel olmaya çalıştılar; ama Nene Hatun sadece ağabeyi için değil, vatan için de ağlıyordu.
Cepheden gelen son haberlere göre düşman çok kalabalıktı, ondan da önemlisi iyi silâhları vardı. Bunları düşünürken, dilinden hiç düşürmediği duasını bir kez daha tekrarladı: Allahim, düşmanları Senin azamet ve kudretine havale ediyor ve serlerinden Sana sığınıyoruz

Sabah ezaninin okunmasına az bir zaman vardı. Dışarıdan gelen bağrışmalar ve silâh sesleriyle irkildiler. Eşinin dışarı çıkmasıyla içeri girmesi bir oldu ve kararlı bir şekilde şunları söyledi: Ermeni çeteleri ve Rus askerleri tabyalara saldırmışlar, karşı koymaya gidiyoruz. Eğer dönemezsem ve düşman buraya kadar gelirse sakin teslim olmayın, alacaklarsa cesetlerinizi alsınlar. Allaha emanet olun Ve sobanın yanında duran baltayı kaptığı gibi kapıdan yıldırım hızıyla tabyalara doğru koşmaya başladı.

Nene Hatunun cesaretli ve soğukkanlı bir yapısı vardı. Kocasının kolay kolay geri dönmeyeceğini biliyordu. Arkasından Allah yardımcınız olsundiye dua etti.
Zaman hayli ilerlemişti. Silâh seslerinin ardı arkası kesilmiyordu. Abdestini tazeledi. Yüreği cephede, kulaği ezandaydı. Fakat minarelerden ezandan hemen önce farklı bir ses duyuldu. Aziziye Tabyalarının düşman eline geçtiği, askerlerin çoğunun şehit olduğu ilân ediliyordu.

Çok dinleyemedi Nene Hatun. Çocuğunu öptü, kokladı; Nâzimim seni bana Allah verdi, ben de seni yine Ona emanet ediyorum dedi. Eline satırını ve şehit ağabeyinin tüfeğini aldığı gibi tabyalara doğru koşmaya başladı.
Tabyalarda mevzilenmiş çeteler ve düşman askerleri, kendilerine doğru akmakta olan iman ordusu karşısında sanki bütün Anadolu üzerlerine geliyormuş gibi hissettiler. Başlarındaki subayın Ates serbest emriyle namlular birbiri ardına patlamaya başladı. İlk sıralarda olanlar birer birer yere yığılıyordu; ama gelenlerin ardı arkası kesilecek gibi değildi. Düşman, hiç böyle bir direniş beklemiyordu. Yediden yetmişe bütün Erzurumlular, tabyaların demir kapılarını bir kâğıt gibi çiğneyerek düşmanın içerisine dalmıştı. Çeteler ve düşman askerleri sel sularında eriyen kar gibi eridi. Çarpışma kısa sürmüştü. Nene Hatun, çetelerin olanca kinleriyle sökerek yere attıkları şanlı bayrağı düştüğü yerden aldı, alnına götürdü ve gözlerinden yaşlar boşanırken ait olduğu yere astı. Nene Hatun ve kahraman Anadolu insanının o sabah başlattıkları mücadele, düşman, vatan topraklarını terk edinceye kadar devam etti. İyi donanımlı düşman askerlerinden tabyalar geri alındı. Üç bin düşman askeri öldürülmüştü. Buna karşılık bin kadar şehit vardı. Varsın olsundu, vatan olmadıktan sonra yaşamanın ne mânâsı vardı?!..

Nene Hatun da omzundan yaralanmıştı. Ama o âdeta kendini unutmuş, yarası daha ağır olanların yardımına koşuyordu. Birkaç dakika öncesine kadar cephede mermi taşıyan, askerlere su dağıtan ve siper kazan kahraman kadın, şimdi yerini askerlerin yaralarını saran bir hastabakıcıya bırakmıştı.

O gün Aziziye Tabyalarında, Müslüman-Türk tarihinde Nene Hatunla sembolleşen altın bir sayfa daha açıldı. Allah için can siperâne mücadele veren Safiyye ve Nesibe Hatunların, Ûmm-û Hiramlarin, cepheye cephane taşırken donarak şehit olan Şerife Anaların, cephane arabasının boyunduruğunun bir tarafına elde kalan tek hayvanını, diğer tarafına da kendisini koşarak cepheye mermi taşıyan Ayşe Anaların oluşturduğu altın halkaya bir kahraman kadın daha eklendi.

Nene Hatunun vatan için kahramanca verdiği mücadele bu kadarla da bitmemişti. O gün evde üç aylıkken bıraktığı oğlu Nâzım ve daha sonra doğan üç oğlundan ikisi, Birinci Dünya Harbinde canlarını vatana feda ettiler.
Ne mutlu sana Kahraman Ana. Kendin gazi, oğulların şehit...
Aziziye Tabyasına diktiğin bayrak, bugün dalgalanmaya devam ediyor.

55.gif

iloveemailblink.gif

erzurumsevdalisi@mynet.com